Ahirzaman Fitneleri ve Çareleri

Hz. Enes anlatıyor; Resulullah (a.s.m) şöyle buyurdu: “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kimse avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.”(Tirmizî, Fiten,73; Ebu Davud, Melahim,17).
Bu hadiste; dini yaşamanın zorluğundan bahsedilmektedir. Peygamber Efendimiz (ASM); “o günlerde iyi bir iş yapan kimse, başka zamanlarda o işin aynısını yapanın alacağı ecrin, sevabın elli katını alacağını...” müjdelemiştir.
Hadiste bahsedilen zaman; ahir zamandır ve bu dönemde yaşanan fitnelerdir. Ahirzaman fitnesi, yıllarca süren ve şiddetine göre değişik safhaları olan uzun bir zaman dilimidir. Bu çağ özellikle Feto gibi yüzü kızarmadan yalan söyleyebilen inançsız ve itikatsız insanlarla doludur. Bu kişileri görünce, Ahirzaman fitnesinin içinde yaşadığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bir de “Allah Allah” demenin yasak olduğu, Kur’an okuyanın hapse atıldığı, bazı camilerin ahıra çevrildiği, katırların tekke ve zaviye gibi dini kurumlara bağlandığı bir zaman dilimi daha vardır. Lakin bu dönemde; din düşmanlığı pek açık bir şekilde yapıldığı, küfrünü ve inançsızlığını inkâr etmeden insanlar asılıp kesildiği için şimdiki yalancıların kol gezdiği fitneden daha farklı bir zaman da yaşanmıştır. Çünkü her şey apaçık yapılmakta gizliliğe ve yalancılığa gerek duyulmamaktaydı.
Öyle ki o zamanda yaşayanların canı tehlikede olsa da; imanı şimdiki kadar tehlikede değildi. Çünkü şapka gibi bir konuda dahi insanları hatta kadınları bile idam edebiliyorlardı. Şehri topa tutup şapka giymeyenleri acımasızca hapse attıkları için içten içe bu din düşmanlarına karşı bir nefret duyuluyor, Allah’a iman konusunda daha güçlü bir bağ bulunabiliyordu. İman mahfuz kalabiliyordu.
Gel gelelim şimdiki zamanda din adamı görüntüsünde münafıklar akıl almaz işler yapıp dinsizlik cereyanına kuvvet verdiler. İstanbul İlahiyat Fakültesi Dekanı Yaşar Nuri Öztürk; “dinde başörtüsü yoktur” diyebiliyor vaizlerin yüz karası Feto “başörtüsü teferruattır” diye zorla kadınların başlarını açtırıyordu.
İçinde benim de dâhil olduğum binlerce subay; sırf namaz kıldığı veya eşinin başı örtülü olduğu için görevinden atıldığı günleri de yaşadık. Alkollü içki içmediği için amirlerinin baskısına maruz kalan “rakı içmeyen subay olmaz” diye ağzından köpükler saçan kişilerin düşmanca tutumlarına da rastladık. Zulmün dehşetinden doğrunun nasıl olduğuna dair tereddüt yaşayan insanlar ortaya çıktı.
Şimdilerde hadisleri inkâr eden, sünnetlere karşı çıkıp Müslümanlara açıkça hakaret eden din adamı kılıklı züppelere de rastlıyoruz. İşte böyle bir zamanda dinini yaşamak isteyenlere “ateş korunu avucunda taşıyanlar” demek yanlış mıdır? Hadislerde geçen ahirzaman fitnesi işte budur denilse, hata olur mu?
Öyle ki bu asırda dinsizlik, imansızlık fen ve felsefeden hatta cami vaizlerinden bizzat geldiği için, bu materyalist ve felsefi akımlara karşı durmak elbette zor iştir. Ancak her derde devayı ihsan eden Allah; bu asırda da “materyalizm ve bilimsellik görüntüsü altında” hücuma geçen dinsizlik akımlarına karşı, Kur’an’ın ilmî yönlerini gözler önüne seren İslam âlimlerini de göndermiştir. Zira her namazda, 1500 senede günde en az 10 defa salli ve barik duaları ile Allah’tan salat ve bereket isteyen insanlara; Peygamberimizin silsilesinden gelen büyük zatlar da karşımıza çıkacaktır. Sadece bir müminin tek duası dahi kabul olsa dine imana kuvvet verecek şahsiyetleri göndermesini Rabbimizin merhametinden bekleyebiliriz.
Bu dehşetli asırda, Kur’an’ın mucizeliği ve günümüzde sorulan sorulara cevap verme konusunda yazılan eserler çok büyük önem arz etmektedir. Elbette bu konuda pek çok eser yazılmış ve yazılmaktadır. Bu eserlerin bir tanesi de Bediüzzaman unvanına sahip Said Nursi tarafından yazılan Risale-i Nur Külliyatı’dır. 
İmanı kuvvetlendiren, vesvese kirlerinden arındıran, iyi ahlak ve güzel amelle destekleyip pekiştiren, imani prensipleri ders veren bu eserler hakkında binlerce insan şahitlik etmektedir.
Eğer bu kısa hayatın lezzeti ve zevki istenirse yapacak iş bellidir: Hayatımızı iman ile hayatlandırmak, farzlarla süslendirmek ve günahlardan çekinmekle muhafaza etmektir. Elbette her şeyden evvel; bu eserleri okuyarak imanımızı taklitten, tahkike çevirip kuvvetlendirmek zorundayız, vesselam…