Batı Doğu Arasında Türkiye


İnsanlık alemi İslam’a muhtaçtır zira İslam barış, huzur, esenlik, mutluluk demektir. Maddi menfaat veya şöhret uğruna hayvan boğazlamak gibi savaşlar İslam’dan uzaktır. Müslümanlar ancak kendilerini ortadan kaldırmak isteyenlere karşı savaşırlar. Kuvvete, güce tapınmanın, lehviyat, ahlaksızlık, ırkçılık ve menfaat uğruna boğuşmanın İslam’da yeri yoktur. Bütün bu çirkin tavırları gösterenler hakkında Kuran ayetleri sonsuz bir cezalandırmadan bahsetmektedir. Bu davranışları utanmadan sergileyen Batı dünyasına güçlü bir cevap verilmesi gereklidir ve ne yazık ki bunu sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan yapmaktadır. 

Müslümanların birbirlerine karşı haksızlıkları ve çarpışmalarıda bu minvalde düşünülmeli “şark husumeti” ifadesi ile bunun ne derece kötü olduğu ve sona ermesi gerektiği açıktır.

Düşmanlık, husumet ve işgal gibi haksızlıkların hem insanlığa hem de kardeşliğe, uhuvvete ve dünya barışına ciddi manada zarar verdiği, bunun ilaç olarak Şark husumetinin ortadan kalkması gerektiğini söyleyen Bediüzzaman Said Nursi’yi anlamak mecburiyetindeyiz. Zira Müslümanların adı üstünde selamet, barış ve sevgiyle birbirine yaklaşması sayesinde huzurlu bir dünya düzeninin mümkün olacağını ta 100 yıl öncesinden haber vermektedir.

Garp husumeti ise; garbın felsefi yaklaşımına karşı yani inançsızlıktan ve felsefeden gelen; menfaat çarkı üzerine kurulmuş zulüm, dalalet, ırkçılık, ahlaksızlık gibi zihniyete karşı düşmanlığı öngörmektir. Bediüzzaman bu hususa açıklık getirerek Sünühat isimli eserinde şöyle demektedir:

“Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi, İsevilik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa’ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum.”

Bugün insan haklarını ve dini özgürlükler bakımından Batı değerlerini kaybetmeye yüz tutmuştur. Baskıcı ve dikta rejimleri desteklemekte ırkçılığa prim vermektedirler. AB yazılı sözleşmelerin aksine baskı ve zulümlerin yayılmasına hizmet etmektedir. İşte  “Garp düşmanlığı baki kalmalı” denilen husus bu nokta itibarı iledir. Batının dinsiz felsefeden beslenen emperyalist yüzüne karşıdır.

Bedîüzzaman, Batı felsefesinin temel esaslarını izah ederken böyle bir sonucun normal olduğunu ifade etmiştir. Risale-i nur Külliyatının çeşitli yerlerinde bu husus şu şekilde izah edilmektedir:

“Çünkü, beş menfî esas üzerine teessüs etmiştir. Nokta-i istinâdı kuvvettir; o ise, şe’ni, tecâvüzdür. Hedef-i kastı, menfaattır; o ise, şe’ni, tezâhümdür: Hayatta düsturu, cidâldir; o ise, şe’ni, tenâzu’dur. Kitleler mâbeynindeki râbıtası, âheri yutmakla beslenen unsûriyet ve menfî milliyetdir; o ise, şe’ni, böyle müthiş tesâdümdür. Câzibedar hizmeti, hevâ ve hevesi teşcî ve arzûlarını tatmin ve metâlibiniteshîldir; o hevâ ise, şe’ni, insâniyeti derece-i melekiyeden dereke-i kelbiyete indirmektir, insanın mesh-i ma’nevîsine sebep olmaktır. Bu medenîlerden çoğu, eğer içi dışına çevrilse, kurt, ayı, yılan, hınzır, maymun postu görülecek gibi hayâle gelir.”
Vesselam…