DAEŞ Kime Hizmet Ediyor


DAEŞ günümüzde batı menfaatleri için çok çaba sarf ediyor. Öncelikle şu hizmetleri görüyor: 

Öncelikle DAEŞ’in varlığı Şia ve İran’ın bölgede yayılmasına hizmet ediyor. Bu sayede İslam âlemi bölünüp parçalanabiliyor.İkisi de Batı karşıtı gibi görünen DAEŞ-Hizbullah örgütleri aslında Batı’nın stratejik çıkarlarına hizmet etmektedir. DAEŞ, Irak-Suriye gibi yıkılmış devletlerin orduları karşısında bir varlık gösterebilse dahi İslam coğrafyasında istikrarsızlık ve kaosun kaynağı olmaktadır.

İsrail ordusu gibi bir askeri güç karşısında çaresiz görünen DAEŞ’in bahanesi olmamasına rağmen İsrail’e bir fiske vurmaktan dahi çekinmesi bu dehşetli örgütün içyüzünü anlamak için yeterli bir sebeptir. Bu nedenle daha fazla detaya girmeye gerek yoktur. Hazreti Ebubekir’den günümüze kadar daima Müslüman kanı akıtmış bu Harici kafa yapısının mahiyetini anlamak için zaten çok zeki olmaya gerek yoktur.

Irak ve Suriye’de ağır darbe alan bu örgütün geleceğini de sorgulamakta yarar vardır. İşte DAEŞ’in yıkılması yeni bir “terörist diaspora” meydana getirecek İslam düşmanları için bulunmaz bir nimet olacaktır. Evlerine dönen DAEŞ savaşçılarının iyiliksever bir vatandaş olmasını beklemek kuru bir hayaldir.

Kuran’da bahsi geçen “Yecüc Mecüc Taifesinin” günümüzdeki uzantısı olan bu örgüt sayesinde İslamafobi’nin yaygın hale gelmesi amaçlanmaktadır. Sonuçta barış, huzur, iman ve esenlik anlamına gelen İslam, tam zıt bir karakterde görünür olacaktır. Kardeşlik dini olan İslamiyet’in tüm dünyaya yayılması daha fazla zaman alacak, İslam nurundan istifade etmek güçleşecektir.

Batılı düşünce adamlarının ABD yönetimine ve son seçilen Başkan Trump’a mesajı açıktır: DAEŞ’i tamamen tahrip etmeyin, onun, güçsüz bir şekilde varlığını korumasını sağlayın. Zira bırakın, Müslümanlar, birbirini öldürsün...”

Siyonist stratejik düşünce yapılanmasının “Müslümanların birbirini öldürmesini uzaktan seyretmeye dayandığını” anlamak kolaydır. Çünkü yıllardır kışkırtma devam etmektedir. Her geçen gün DAEŞ, El- Kaide ve Boko Haram gibi örgütlerin el altından desteklenmesi bunu çok açık bir şekilde göstermektedir.

Fakat Türkiye’de halkın 15 Temmuz’daki güçlü duruşundan sonra ortaya çıkan “İman gücü” gerçeği ile herkes yüzleşmek zorundadır. Artık plan yaparken İslamdan kaynaklanan hamiyet duygusunun sembolü olan “15 Temmuz” direnişi daima göz önüne alınmak zorundadır. DAEŞ, Siyonizm ve İslam düşmanı sinsi örgütlerle mücadelede Bediüzzaman’ın şu sözünü kulağımızda küpe yapmak zorundayız. Bediüzzaman uyanık olmanın ve aklımızı kullanmamızın gereğini Münazarat isimli eserinde şu şekilde anlatıyor: 

“Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür.Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. 
Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altın çıktıysa kalpte saklayınız. Bakır çıktıysa, çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz, gönderiniz”, vesselam…