Eksiklerimiz



Tarih boyunca başta peygamberler olmak üzere bilhassa peygamber efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) ve ona tabi olanların yaşadıkları çok meşakkatliydi. Buna rağmen yaşananlar, Allah yolunda cihadın gereği sayılmış ve tarihe damga niteliğindeki şuur, direniş ve sebat ile bu imtihanlar önemli derecede başarı ile sonuçlanmıştı.

Günümüzde ise ardı arkası gelmeyen korkunç dış saldırılar, iç savaşlar, ihanetler, katliamlar, soykırımlar ve parçalanmışlık İslam ümmetini büyük bir felakete gark etmiş durumdadır. 
Ümmet coğrafyası, kapitalist ve emperyalist İslam düşmanlarının tiyatro sahnesine dönüşmüş, yazılan kanlı oyun senaryolarında Müslümanlara figüranlık rolü verilmiştir. Oyundan çıkmak isteyenler ise ölümle tehdit edilmektedir. İşte Filistin,
Suriye, Irak, Keşmir, Moro, Arakan, Somali, Doğu Türkistan...

Zikrettiğimiz üzere ümmet, benzer durumları tarihte yaşamış ve karşısına gelen badireleri atlatabilmişti. Halbuki bizler, yaşananların birer imtihan olduğunu ve sabretmemiz gerektiğini, veya yer yer direnmemiz gerektiğini dile getiriyor ancak çözüme bir türlü ulaşamıyoruz.

Bu noktadaki en önemli soru da tam burada ortaya çıkıyor; “Biz neden başaramıyoruz?”.

Kanaatimce başarısızlığımızın temelinde şu eksikliklerimiz yer almaktadır; evvela takva eksikliğimiz var; oysaki takva müminin koruyucu zırhıdır. Allah’tan yeterince korkan ve onun emir ve yasaklarına harfiyyen riayet eden müslümanlar olmadıkça Allah’ın bize yardım etmesini bekleyemeyiz. Binaenaleyh önce takvayı öğrenmemiz ve hayatımıza tatbik etmemiz iktiza eder.

İkinci olarak, eskisi gibi adalet ilkemize sahip çıkmıyoruz artık, oysaki adalet, müminleri diğer herkesten ayırt eden en önemli hasletlerdendir. Çünkü Mümin, adil olduğu sürece hakim ve malik olabilir.

Üçüncü eksiğimiz akıl ve strateji. Bütün dünyaya güneş gibi ışık saçmış bir medeniyet ve bilgi birikimine sahip bir ümmet olmamıza rağmen her kafadan bir ses çıktığı ve herkes kendi maslahatını düşündüğü için aklımızı ve birikimimizi kollektif bir şuurla sorunlarımıza çözüm için kullanamıyoruz.

Dördüncü eksiğimiz ise vahdet yani birlik; Irkçılık, siyasal milliyetçilik, mezhep taasubu gibi sıylabilecek birçok etken neticesinde “ümmette vahdet”, imkan dışına itilmiş ve ümmet bulunduğu yerden düşüp binlerce parçaya bölünen bir vazo misali paramparça olmuştur.

Ne gariptir ki, söz konusu ırkçılık veya mezhepçilik taassubu, ümmetin geneline yaramadığı gibi ne uluslararası, ne bölgesel ve ne de bir ülkenin kendi başına dahi güçlenip ilerlemesine katkıda bulunmamıştır. Bu da yanlışı ve doğruyu görmemize yeter sanırım.

Öte taraftan İslam ülkelerinde, ümmetin başına çullanmış kanlı belalar yetmezmiş gibi kendince “çözüm aradıkları” iddiasıyla, İslam dininin içini boşaltmaya çalışan bir kısım oryantalist uzantısı bir kısım “ulema” türedi. Son zamanlarda daha da etkin olan bu tipler, hadis ve sünnet düşmanlığı yaparak yeni nesillerin aklını bulandırıyor ve giderek İslamdan uzaklaşmasına kapı aralıyor. Sanırım bu eksikliğin üstesinde gelmek için ulemamızın daha inisiyatif alması gerekecek.

Her biri uzun uzun üzerinde düşünülmesi gereken ve bir kısmını burada sizinle paylaşmaya çalıştığımız eksiklerimizi, özellikle takvadan başlayarak, giderebilirsek şüphesiz Allah’ın (c.c) yardımı bizimle olacak ve ümmetimiz huzura kavuşabilecektir.

“Çünkü en güzel Akıbet, Takva sahiplerinindir”