İmar Barışı Çok Geç Kalmış Bir Karardır

Milyonlarca insan, dişinden tırnağından arttırdığı para ile bir ev yapıyor fakat devlet kurumları ve belediyeler rüşvet almadan iş yapmadığı için ruhsat vermiyordu. Sonunda halk suçlu olup utanmaz arsız memurların hedefi haline geliyordu.
Serbest düşünme ve özgürlüklerin farkında olamayan insanlarımız; imar konusunda devletin çok büyük bir ayıbı olduğunu bilemez. İşin temelinde memuriyetin halka hizmet olduğunu bilmemek yatıyor. Milletimizden alınan vergilerle maaşlarını alan memurlar; görevlerini yapmaya sıra gelince kırk dereden su getirmesini çok iyi bilir. Osmanlı’dan beri bu gelenek ve ahlaksızlık almış başını gitmiştir.
Temel sorunun bu olduğunu bilelim yani yöneticilik ve memuriyet halka hizmet için vardır. Devlet halka hizmet eder. İş bu kadar basittir. Yıllarca süren tek parti yönetimi, memuriyete ağalık, tahakküm, halkı ezme ve tepeden bakma anlayışı getirdiği için meseleyi hala idrak edemeyenler için bunları bilmek gerekiyor. Yoksa “imar barışı” denilen devletin çok önemli bir yükümlülüğünü anlayamamış oluruz.
Devlet; kadastro ve imar çalışmaları ile halkın rahat ve huzur içinde yaşamasını ve şehircilik çalışmalarının düzgün bir şekilde yapılmasından sorumludur. Fakat ne yazık ki bu konu çok ihmal edilmiş sonunda 13 milyon konut ile neredeyse halkın yarısını ilgilendiren büyük bir eziyete yol açılmıştır. Belediye çalışanları daima bu devlet ayıbını istismar edip halka eziyet etmiştir. Rant, rüşvet ve daha nice haram paranın kaynağı; işte devletin bu imar görevini doğru dürüst yapmamasından kaynaklanmaktadır.
Şimdi büyük bir fırsat doğmuş devlet çıkardığı yasa ile bu sorunu ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Geç dahi olsa zararın neresinden dönülse kardır. 
2015 Yılında hazırlamış olduğum doktora tezinde bu konu üzerinde durmuş özel mülkiyetin öneminden bahsederek Batı dünyasının hızlı gelişmesinin önemli bir maddesini buna bağlamıştım. “Malikiyet ve Serbestiyet Devri” isimli kitabımda ise bu konu üzerine odaklanmış dünyanın birçok ülkesinde yapılan çalışmalara atıf yapılarak özel mülkiyetin önemi vurgulanmıştır.
Devletçilik geleneğinden beslenen bürokrasi; daima halkı ezip adeta soyup soğana çevirmektedir. Halk fakir olunca, doğrudan doğruya devlet ve ülke de fakir duruma düşmektedir. Eğer halk zengin olursa; devlette zengin olur, dünya üzerinde söz sahibi ve güçlü bir duruma gelir. Ekonomik gelişmenin temelinde bu basit mantık yer almaktadır. 
Fakat iktisatçılara sorarsanız size türlü türlü alakasız konulardan, çeşitli dolap ve hilelerden bahsedip sadece kafa karışıklığına yol açacaklardır. Halbuki mesele çok basittir. O halde kısaca söylemek gerekirse bir ülkenin gücü ve zenginliği; özel mülkiyetin geçerliliği ve uygulanması ile doğrudan alakalıdır.