2024 yılı seçimler yılı olarak değerlendiriliyor.

Bir seçim bitiyor.

Başka bir seçim başlıyor.

Bu yılın en önemli seçimi, ABD’de olacak.

Adaylığında bir problem olmazsa neredeyse zorla başkanlığı elinden alınan Trump, tekrar seçilecek gibi gözüküyor. Biden’in adaylığı, demokrat yönetici ve seçmenin moralini ciddi anlamda bozmuş durumda.

Ama biz şimdi, yeni yapılan seçimlere bir bakalım.

İran

İran seçimlerini, Türk asıllı Dr. Mesut Pezeşkiyan kazandı.

Aldığı oy yüzde 53,6 iken Said Celili 44,3 oy alabildi.

Zaten seçimin favori adayı da Pezeşkiyan idi. Seçime katılım oldukça düşüktü, sadece yüzde 40,6. Seçime katılımın az olmasının en önemli sebebi, rejimi protesto amacı taşıyordu.

Mesut Pezeşkiyan, rejimle bir problemi olamasa dahi reformist ve Türk kimliği ile tanınan birisi. Ayrıca, Kürtlerin yoğun yaşadığı yerlerde de doktorluk yaptığı için Kürtçe de bilmekte Onlar ile yakın ilişki de kurabilmektedir.

Aynı zamanda ‘’Ben Türk’üm. Türklüğümle gurur duyuyorum.’’ şeklinde açıklamaları var. Evinde Türkçe konuştuğunu da biliyoruz.

Eğitimi, sağlığı öncelemekle birlikte adil bir gelir dağılımı konusunu da önceleyeceğini vadetmişti.

İran’da Türk asıllı bir cumhurbaşkanının seçilmiş olması memnuniyet verici olmakla birlikte, İran’ın geçmiş yayılmacı politikaları dikkate alınacak olursa bu politikalardan kolay kolay vazgeçecek bir ülke olmayacağını da söylemek durumdayız.

Bu yönüyle de Mesut Pezeşkiyan’ın önümüzdeki dönemde neler yapacağı, yapabileceği merak konusu olsa bile mevzubahis İran olunca aşırı temkinli iyimserlik yerinde olacaktır.

İngiltere

İngiltere, 1885 seçimlerinden sonra en düşük katılımın olduğu bir seçim yaşadı. Katılım yüzde 60, gerçi 2001 seçimlerinde de yüzde 59 olarak gerçekleşmiş ama netice itibarıyla katılım oldukça düşük kalmış.

Katılımın düşüklüğü bir tarafa, yüzde 33,7 ile en yüksek oyu alan İşçi Partisi 412 milletvekili çıkarırken iktidardaki muhafazakâr parti yüzde 23,7 oy ile 121 milletvekili çıkarabildi.

Katılım ve seçim sistemindeki adalet İngiltere’nin sorunu olmakla birlikte, Avrupa’daki bazı ülkelerin aksine İngiltere’de de sol kazandı.

Şunu da unutmadan, İngiltere’de hangi parti kazanırsa kazansın kraliçe ya da krala hizmet eder. Başka ülkelerin çıkarlarına göre partiler aksiyon almazlar, alamazlar.

Nitekim, Rishi Sunak Hint kökenli olsa da İngiltere’nin ‘ali’ çıkarlarına hizmet etmiş birisi idi.

Fransa

Fransa’da da seçimler oldu.

İlk turda katılım yüzde 59,39 iken Marine Le Pen’in partisi RN yüzde 33’le birinci çıkmış ve bu sebepten dolayı da büyük dikkat çekmişti.

Fransa’da endişe ile karşılanan bu sonuç, ikinci turda partilerin ve parti tabanlarının farklı hareket etmelerini getirdi.

Le Pen’in partisi RN’ye karşı ittifaklar kuruldu. Sol ittifak olarak adlandırılan Yeni Halk Cephesi 182 milletvekili, Cumhuriyet için hep birlikte (Macron) 168, Ulusal Birlik ve İttifakları (RN’nin de içinde bulunduğu ittifak) 143.

Görüldüğü gibi Fransa seçmeni, genel olarak Macron ve RN’ye karşı ittifak kurmuş denilebilir.

Başbakan Gabriel Attal istifa etti ama Macron istifayı kabul etmeyerek kamuoyunu oyalayacak gibi duruyor.

Sol İttifak lideri Jean- Luc Melenchon ‘’Filistin devletini tanıyacağız.’’ demişti.

Filistin’i tanıyacak bir parti iktidara getirilir mi? Onu da göreceğiz.

Ayrıca, bizde solcular -ki sol deyince tüm sol partilerin CHP ile birlikte hareket ettiğini unutmayalım- iktidara gelmiş olsaydı Filistin’i tanırlar mıydı?

Cevabı biliyorsunuz, ‘’tanımazlar’. Hatta Siyonist İsrail ile birlikte hareket ederlerdi. Bizdeki solun en büyük problemi, emekten ezilenden yana gözüküp emek ve sermayeden yana tavır almalarıdır.

Peki, bizdeki sol Türkiye’nin çıkarları ile batı çıkarları çatışsa kimden yana tavır alırlardı?

Bu sorunun cevabını da Mavi Vatan gibi konularda CHP’li siyasetçilerin kimlerle birlikte hareket ettiklerine bakarsak görürüz.